Bütün Yönleriyle D Vitamini 2019

Bütün Yönleriyle D Vitamini 2019 Bütün Yönleriyle D Vitamini

Bu yazıyı okuduktan sonra güneş kremi kullanmadan önce artık iki kere düşünecek, güneşin ışınlarının dik düştüğü öğle saatlerinde biraz güneşleneceksiniz!

Prof. Dr. Ahmet Aydın, bir hekim olarak D vitamini eksikliğinden kaynaklanan onca soruna karşı elbette sessiz kalamayarak yine kalemini kuşandı ve 100’den fazla bilimsel referans içeren harika bir D vitamini dosyası hazırladı.

Eğer kendinizi, ailenizi ve yakınlarınızı seviyorsanız bugün hepiniz için bir iyilik yapın ve bu yazıyı dikkatlice okuyun. Bu yazıda D vitamini ile ilgili neler yok ki… (Bu paragraf Zinde Türkiye Dergisi’nin önsözüdür.)

Ülkemizde ve bütün dünyada D vitamini yetersizliği önü alınmaz bir salgın olarak etkisini sürdürmektedir.

D vitamini yetersizliği tehlikelidir.

Bu sessiz salgın sadece kemik hastalığına neden olmamakta, daha henüz kemik hastalığı olmadan başta kanserler, enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar, nöropsikiatrik hastalıklar, koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon gibi çok sayıda hastalığa yol açabilmektedir. Maalesef ortodoks tıp dünyası bu sessiz salgını önemsememektedir.

Bültenimizin bu sayısını D vitaminine ayırdık. Bu yazıda D vitamini dozları, güneşlenme ve güneş yağları ile ilgili olarak birçok yeniliği de okuma fırsatını bulacaksınız. EditörümüzProf. Dr. Ahmet Aydın’ın hazırladığı ve 100’den fazla referans ile hazırlananbu dev dosyayı kaçırmayın. (Bu paragraf ’nin önsözüdür.)

Bütün Yönleriyle D Vitamini

D vitamini, üç steroid hormona verilen ortak isimdir (D2, D3 ve D4 vitaminleri). D1 vitamini yoktur. Tıpta daha çok D2 (ergokalsiferol) ve D3 vitaminleri (kolekalsiferol) kullanılır.

İnsan vücudunda bulunan D vitamininin yaklaşık% 90′ıgüneşten gelen morötesi (UV) ışınlarından UVB’nin etkisi ile derinin en derin tabakalarında (stratum basale, stratum spinosum) bulunan 7-dehidrokolesterolden fotosentez yolu ile sentezlenir ve ilk olarak kolekalsiferol oluşur (Şekil 1). UVA ise ise tam tersine D vitamini sentezini azaltır.

Bu sırada D vitamini deride fotoizomerize olarak 5,6-trans- vitamin D3, taksiferol ve lumisterol gibi inaktif metabolitlere dönüşür. Aslında D vitamini bakımından inaktif olan bu metabolitler psoriazis gibi hiperproliferatif hastalıklardan korunmayı sağlarlar [1].

Şekil 1. D vitamini metabolizması

D vitamini metabolizması.

Karaciğer hastalarının D vitamini ihtiyacı daha fazladır

Besinlerle alınan bitkisel ve hayvansal D vitamin¬leri onikiparmak bağırsağından (duodenumdan) itibaren, yaniince bağırsağın üst bölümündeemilip kana geçer.D vitamini yağda eridiği için safra tuzlarına gereksinim gösterir.Bu nedenle safra akımının azaldığı (kolestatik) karaciğer hastalık¬larında D vitamininin emilimi azalır. Bu nedenle karaciğer-safra kesesi hastalarının D vitaminine ihtiyacı çok daha fazladır.

Az yağlı beslenmeye dikkat

Karaciğerdeki mikrosomal 25-hidroksilaz enzimi kolekalsiferolü (CC),48 saatiçinde 25-hidroksi kolekalsife¬rol’e (25-HCC, kalsidiol) dönüştürür. Serum 25-HCC düzeyi in¬sandaki D vitamini deposunu en iyi bir şekilde yansı¬tır. 25-HCC safra ile bağırsaklara atılır ve incebağırsaklardan tekrar emilerek kana geçer (D vitaminin enterohepatik dolaşımı). Bu emilim için bağırsakta yeteri kadar yağ bulunması gerekmektedir.Bu nedenle düşük yağlı diyetler D vitamini yetersizliğine sebep olur,hatta D vitaminini enjeksiyon şeklinde alsanız bile. Çünkü enterohepatik dolaşımın bu uygulamada da olması şarttır. Bu yüzden yağ emilimi bozuk olan hastaların diyetindeki yağ miktarını artırmak ve gerekirse de sindirim enzimleri kullanmak faydalı olacak ve bağırsaktan D vitamini emilimi artacaktır.

25-HCC (kalsidiol) böbreğin proksimal tubulus hücrelerinde ikinci bir kez hidroksilasyona uğrar ve 1, 25 dehidroksikolekalsiferol’e (kalsitriol) dönüşür. Aralarında bağışıklık hücrelerinin de bulunduğu pek çok hücre tipi, böbrekten gelen 1.25D’den yararlanabildiği gibi dolaşımdaki 25D’yi de vitaminin aktif şekline (1,25) dönüştürebiliyor.

1, 25 dihidroksivitamin D, hücre çekirdeğinin içine girerek VDR ile birleşir. Retinoik asit X reseptörü (RXR) bu birleşmeyi güçlendirir (retinoik asit A vitamininin aktif metabolitidir). Yani A vitamininin D vitamini aktivasyonu sağlar. Fakat A vitamininin (retinoik asit) fazlası ise D vitamininin aktivasyonunu azaltır.

Güneşin harekete geçirdiği genlerimiz

VDR/RXR kompleksi 1, 25 dihidroksivitamin D’nin varlığında DNA’nın küçük dizilerine bağlanır. Bu dizilere D vitaminine cevap veren elementler (VDRE’ler) denir. VDRE’ler çok sayıda genin transkripsiyonunu modüle ederler. Bu genlerin sayısının 2000’in üzerinde olduğu sanılmaktadır. Yanigenlerimizin yaklaşık %10’unun aktive olması güneş ışığına yani D vitaminine bağımlıdır.

Kalsitriol, kalsidiolden 5 kez, kolekalsiferolden de en az 15 kez daha aktiftir. Kalsitriol sentezini uyaran en önemli faktörler sırası ile fosfor düşüklüğü (hipofosfatemi) ve kalsiyum düşüklüğüdür (hipokalsemi). Kalsitriol plazmada 40- 60 pg/ml (16- 65 pmol/L) düzeyinde bulunur ve yarılanma süresi 3- 6 saattir.

Kalsitriol CYP24A1 isimli maddeyi uyararak kendi yapımını durdurur. 24-renal hidroksilaz aktive olur ve D vitamini inaktif formları olan 24,25-dihidroksi vitamin D ve 1,24,25 trihidroksi vitamin D’ye dönüşür. Aslında D vitamini bakımından inaktif olan bu metabolitler sarkoidoz gibi hiperproliferatif hastalıklardan korunmayı sağlarlar. Makrofajlarda CYP24A1yoktur. Bu nedenle sarkoidozda makrofajlardaki kalsitriol sentezi artar, kanda ve idrarda kalsiyum düzeyleri artar.

Güneş ışığı yoksa güçlü kemikler de yok.

Kalsitriolün kalsiyum metabolizması üzerine etkileri – D vitamini yoksa güçlü kemikler de yok

1)D vitamini reseptörüne (VDR) bağlanan kal¬sitriol, RNA sentezini arttırarakkalsiyumu bağ¬layıcı protein(CaBP) yapımını hızlandırır. CaBP, ince bağırsaktan kalsiyum ve fosfor emilimini arttırır.

2)Kalsitriol kemik iliğindeki ana hücreleri etkile¬yerek osteoklastların aktivitesini artırır¬ken, osteoblastların aktivitesini azaltır. Böylece, hem ince bağırsaktan emilimi, hem de kemikten kalsiyum re¬zorpsiyonu arttırarak kan kalsiyum düzeyini yüksel¬tir. Kalsitriolün kemik mineralizasyonunun artması üzerine direkt bir etkisi yoktur. Ama kan kalsiyum ve fosfor düzeylerini artırarak indirekt olarak mineralizasyon için gerekli ham maddeleri sağlar. Kalsiyum ve fosfor belli bir doygunluğa ulaşınca mineralizasyon oluşur. Kalsitriol, serumdaki fosfor ve kalsiyum düzey¬lerinin düşmesi ile aktive olur. Parathormonun varlığında kalsitriol kemikten mobilizasyonu arttı¬rır. Fakat parathormon, D vitamini olmadan mobili¬zasyon yapamaz.

3)Kalsitiriol böbrek borucuklarından kalsiyum geri emilimini artırır; yani kana geçmesini sağlayarak kalsiyum ekonomisini sağlar.

İkinci ve üçüncü fonksiyonlar için hem kalsitriol hem de PTH (parathormon) gereklidir.

D vitamininin kemik dışı başlıca fonksiyonları

1) Hücre Farklılaşması:Hücreler hızla bölünerek sayılarını artırırlar (proliferasyon). Hücrelerin özel görevler almasına ise farklılaşma (diferansiasyon) denir. Hücreler farklılaştıkça proliferasyon hızı yavaşlar. Böylece denge sağlanır. Proliferasyon yararlı bir işlemdir ama kontrol edilmezse kanser gibi hastalıklara sebep olur. 1,25-dihydroxyvitamin D, proliferasyonu kontrol ederkenfarklılaşmayı uyarır ve kanser oluşumunu önler [2].

2) Bağışıklık:1,25-dihydroxyvitamin D güçlü bir bağışıklık modülatörüdür [3]. D vitamini reseptörü başta T hücreleri ve antijen sunan hücreler (dendritik hücreler, makrofajlar) olmak üzere bağışıklık hücrelerinin birçoğunda bulunur. Bazı durumlarda makrofajlarda kalsidiolden kalsitriol oluşturabilirler. Kalsitrioldoğal bağışıklığı güçlendirirken otoimmün hastalıkların gelişimini de engeller.

3) İnsulin Salgılanması:VDR insülin salgılayan pankreas hücrelerinde (beta hücreleri) de bulunur ve insülin salgılanmasına yardımcı olur.D vitamini eksikliği insülin salgısını azaltarak tip 2 diyabet gelişimine sebep olabilir [4].

4) Enflamasyonu Engelleme:D vitamini, aşırı sitokin faaliyetlerini baskılayarak aşırıya kaçmış enflamasyon tepkilerini düzene sokar.

5) Enfeksiyonu engelleme:D vitamini bir enfeksiyona maruz kalınıldığındamikrop öldürücü peptitleriüretiyor [4b]. Bu mikrop kırıcı peptitlerden en önemlisi isekatelisidin.Bu maddeler bakteriler, virüsler ve mantarlara etki eden geniş spektrumlu antibiyotikler gibi etkiliyorlar. Mikroorganizmaların hücre duvarlarını tahrip ediyorlar.

D Vitamini Çeşitleri

Vücudumuza giren D vitamininin ancak %10’u yiyecekler (yumurta, sakatat, balık, hayvansal yağlar ) ile alınır.

D2 vitamini güneşten sentezlenmez. Endüstriyel olarak mantarlardan radyasyon sonucu elde edilir [5].

D3, D2’den 5-10 kat daha etkilidir ]6,7] ve 2-3 kat daha fazla depolanır. Bunun muhtemel nedeni D2’nin D vitaminini bağlayıcı proteine affinitesinin (ilgidinin) düşük olmasıdır. Ayrıca D3 vitamini, D2 vitaminine göre aktif formuna 5 kat daha fazla dönüşür [8]. D3 vitamininin, D2 vitaminine göre raf ömrü de daha uzundur.

Balık yağı kapsülleri.

Sülfatlı D vitamini – Güneş yoksa D vitamini takviyesi yetmez

Piyasadan alınan preparatlardaki D vitamini ile deride sentezlenen D vitamini bire bir aynı değildir. D vitamini deride güneş ışının enerjisi ile sülfatla bağlanır (sülfatlı D vitamini) ve bu haliyle D vitaminisuda çözünür halegelir [9]. Suda çözünebilen D vitamini tüm hücrelere kolayca girebildiği için etkisi yağda çözünen D vitaminine göre daha fazladır. Halbuki ağızdan preparat olarak aldığımız D vitaminleri sülfatsızdır, yağda erirler. Sülfatsız D3 vitamini yağda eridiğinden kan dolaşımında serbestçe dolaşamaz. Dolaşabilmesi için LDL-kolesterole ihtiyacı vardır.

D vitamini sülfat bağından ayrıldığında bir enerji açığa çıkar. Bu sülfat bağı bir anlamda güneş enerjisini vücutta depolayan adeta bir“güneş pili”gibi işlev görür. Bitkiler nasıl gün ışığını depolayabiliyorsa (biyofoton) insanlar da bir anlamda biyofoton üretebilirler [10].

Sülfatlı D3 vitamini kalsiyum taşınmasında fazla görev almaz. Buna karşılıkkanserden korunmada, immun sistemi güçlendirme depresyon ve kardiyovasküler hastalıktan korunmadarolü olan sülfatlı vitamin formudur. Sülfatsız D vitaminin bu tarzda etkileri yoktur.

Deride bulunan kolesterol ve kükürt, radyasyonun hücre DNA’sı üzerine olan toksik etkilerinden korunma sağlar. Güneş ışınları kolesterol ve kükürtün oksitlenmesini sağlayarak D vitamini sentezini başlatır.

Anne [11] ve inek [12] sütünde bulunan D vitamini sülfatlıdır. Fakat inek sütündeki D vitamini pastörizasyon ve UHT uygulaması ile tahrip olur. (Detaylı bilgi için bakınız: Kutu Sütü Savaşları)

Morötesi Işınlar

D vitamini güneşten gelen morötesi(UV)ışınlarının etkisi ile deride sentezlenir. Mor ötesi (UV) ışınlar dalga boylarına göreUVA(400 – 315 nm) veUVB(315 – 280 nm) veUVC(280 – 100 nm) olmak üzere 3 ana tipe ayrılır. Ayrıca ara tipler de vardır. Bizim için önemli olan UVA ve UVB’dir.

Güneşlenmek D vitamini sentezi için yetmez – Doğru güneşlenmek

UVB, UVA’ya göre daha kısa dalga boyuna sahiptir. Dalga boyu kısaldıkça engeller karşısında ışınların saçılıp dağılması daha kolaylaşır. Ya da başka bir deyişle uzun dalga boylu ışınlar engeller karşısında daha az dağılıp saçılırlar. UVB ışınları kapalı ve bulutlu havada veya pencere veya araba camı gibi bir engele temas ettiğinde saçılarak kolayca dağılır ve engeli yeterince aşamaz. Bu nedenle yeteri kadar D vitamini sentezlenemez. Buna karşılık UVA bu engelleri aşabilir. Yani,pencere ardında güneşlenirseniz esmerleşirsiniz ama yeterli UVB alamadığınız için yeterli D vitamini sentezi yapamazsınız.

UVB’nin dağılmadan hedefe ulaşabilmesi içinaçık bir havada atmosfere dik açıyla gelmesi (öğlen saatleri) ve başka bir fiziksel etkenle karşılaşmaması gerekir.Yani en iyi D vitamini sentezi öğle vakitlerinde olur.

UVA ve UVB’nin D vitamini sentezi üzerine olan etkileri birbirinin zıttıdır. UVB derimize temas ettiğinde kolesterolden D vit öncüsü olan kolekalsiferolü sentezlettirir. UVA ise tam tersine deride sentezlenen kolekalsiferolü parçalar, yani bir anlamda D vit sentezini bozar. Yani,“Aman! Sakın ışınların dik geldiği öğlen saatlerinde güneşlenmeyin!”tavsiyesine uyarak güneşin nispeten yatık geldiği saatlerde güneşlenirseniz aslında çoğunlukla UVA ışınlarına maruz kalıp bronzlaşırsınız ama sentezlenen D vitaminini de parçalanarak etkisiz hale gelir.

Fazla miktarda UVA ışınlarına maruz kalanlarda deri kanseri olasılığı artar. Bu nedenle zamanlama önemlidir. Eğer öğle saatlerinde değil de daha önceleri ya da daha sonraları güneşlenilirse, fazla bile güneşlenilmiş olsa D vitamini seviyeleri düşük olabilir [13]. Özetle güneşin dik geldiği öğle saatlerinde yanigölgenizin boyunuzdan daha kısa olduğu saatlerde güneşlenin.

UVA ciltteki melanin hücrelerini uyararak bronzlaşmayı artırır, fakat aynı zamanda ve cilt yaşlanmasını da artırır. Bronzlaşma UVB ışınları engelleyerek D vitamini sentezini de azaltır. Bronzlaşma bu nedenle D vitamini sentezinin aşırı olmasını da engeller. Yani aşırı güneşlenme D vitamini zehirlenmesi de yapamaz. UVB ışınları ise fazla pigmentasyon yapmaz.

D Vitamininin Deride Sentezlenmesine Etki Eden Faktörler

Deri temizliği ve D vitamini sentezi ilişkisi

Uygun şekilde güneşlenildiğinde ciltte sentezlenen kolekalsiferol, yağ bezlerinin salgıları ile cildin yüzeyine doğru çıkar ve48 saat içindeyeniden ciltten emilerek kana geçer. Henüzciltten emilmeden önce şampuan ya da sabunla yıkanıp vücuttan uzaklaştırıldı ise D vitamini sentezi olmaz.Ayrıca sıcak su da o deri yağlarını yok eder. Bu nedenle,“O kadar güneşlendim, niye D vitaminim yeteri kadar yükselmiyor?”diye şikâyet edenlerin bu noktaya özellikle dikkat etmeleri gerekiyor [14]. Bu yüzden güneşlendikten sonra özellikle yüz, kol, omuz ve bacak gibi güneş gören bölgeleri sabunlamayınız ve nispeten ılık suyla duş alınız.

Derideki pigment tabakası ve D vitamini sentezi ilişkisi

50.000 yıl kadar önce bazı insan grupları Afrika’yı terk ederek Anadolu üzerinden Avrupa’ya doru göç etmeye başladılar. Kara derili bu insanlar özellikle kışın, deri pigment kalınlığı yüzünden D vitamini yetersizliğine maruz kaldılar [15]. Sonuçta doğurganlıkları azaldı, vücut dirençleri düştü ve çeşitli hastalıklardan kırıldılar.

Deniz ürünlerindeki D vitamini zenginliği nedeni ile başlangıçta bu insanlar sadece deniz kenarlarında yaşayabildiler. Zaman içinde Avrupa’da mutasyon ve doğal seleksiyon yolula koyu renkli insanların sayısı azalırken beyaz tenli insanların sayısı arttı ve bu insanlar kıtanın içlerine doğru girmeye başladılar [16]. Kuzey ülkelerindeki insanların beyaz tenli olmalarının nedeni budur. Kutup bölgelerinde yaşayıp da beyaz tenli olmayan Eskimoların D vitamini yetersizliğine maruz kalmamaları D vitamininden zengin deniz ürünleri ile beslenmeleri nedeniyledir.

Pigment tabakası kalın olan kara ırktakiler aynı miktardaki D vitaminini sentezleyebilmek için beyaz ırka göre 4-5 kez daha fazla güneşte kalmak zorundadır. Nitekim siyah Amerikan kadınlarında 40 nmol/L’nin (16ng/mL) altında olanların oranı %42 iken beyaz kadınlarda bu oran (%4,2) on kat daha düşüktür [17]. Bu durum D vitamini yetersizliğine Afrika dışında yaşayan siyah derililerde daha çok dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir [18].

Güneş kremleri D vitamini emilimine düşmandır

Cildi güneşe karşı duyarlı ve alerjik olan beyaz tenli kişiler güneş yağı olmadan güneşe çıkamamaktadır. Özellikle beyaz tenlilerde hassasiyet daha fazladır. Maalesefgüneş yağları D vitamini sentezinden sorumlu olan UVB ışınlarını engellerler.Buna karşılık güneş yağları ise UVA’nın deriye geçişini engellemezler. Yani UVA cilt kanserine yol açarken UVB cilt kanserini önleyen ve D vitamini sentezleyen etkiye sahiptir. Güneş yağları ise maalesef UVA’yı geçirir UVB’yi engeller. Üstelik söz konusu güneş kremini cildinizden çıkarmak için banyoda keselenmek zorunda kaldığınızdan az miktarda kazandığınız D vitamini de heba olup gitmektedir.

Özetle söylenecek olursa sadece takviye alıp D vitamini düzeyini yükseltmek, buna karşılık güneş ışınlarına az maruz kalmak D vitamininden istediğimiz faydayı tam olarak sağlamaz.

Yaz tatiline gitmeden önce kan D vitamini düzeylerininiz yeterli ise çabuk bronzlaşırsınız ve güneş ışığının deride yapabileceği tahribattan korunmuş olursunuz; yani haşlanmazsınız.

Güneşlenme süresi, güneşlenme yüzeyi ve D vitamini sentezi ilişkisi

Dünyanın en ünü D vitamini uzmanlarındanHolick,öğleleyin fazla uzun olmayan bir süre (30 dakika kadar) güneşlenen bir kişinin vücudunda 10.000 ile 25.000 IU D vitamini sentezlendiğini göstermiştir [19].

Aynı şekildeAdam ve arkadaşlarıöğleyin 30 dakika süre ile güneşlenen beyaz bir kişinin vücudundaki D vitamini sentezinin 50.000 IU/gün’e kadar artabildiğini göstermişlerdir [20].Bu arada aldığınız güneş ışınının öğle vaktinde olmasına dikkat edilmelidir.Öğle öncesi ve öğleden sonra yapılan güneşlenmelerin D vitamini sentezini artırmadığını, tersine azalttığını da unutulmamalıdır.

Mayo ile güneşlenen bir kişide 20 dakika maksimum D vitamini yapılmakta, yapım maksimuma ulaştıktan sonra artık daha fazla aktif D vitamini metabolitli sentezlenmemektedir. Çünkü D vitamini öncüleri inaktive olmaktadır. Yani fazla güneşlenmek ile D hipervitaminozu olmamaktadır [21,22].

D vitamini reseptörü (VDR)

D vitaminin aktif formu olan 1,25 (OH)2D3’ün fonksiyone edebilmesi, biyolojik yüksek affiniteli D vitamini reseptörünün (VDR) varlığını gerektirir. VDR hücre içi bir hormon reseptörüdür ve spesifik olarak D vitamininin aktif formuna (kalsitriol) bağlanır. Vitamin D, hücresel reseptörüne bağlanma sonrası, bu biyolojik etkilere aracılık edecek genlerin transkripsiyonlarını (tercümeleri) düzenler.Eskiden D vitamininin sadece kemik ve kas sisteminin gücünü arttıran bir vitamin olduğu sanılırdı. Ama son yıllarda yapılan araştırmalara göre beyin, kalp, mide, pankreas, aktive T ve B lenfositler, prostat, meme, kolon, deri ve gonadlar gibi kemik ve ince bağırsak, bağırsağın dışındaki çok sayıda organda da D vitamini reseptörleri (VDR) vardır.Bunlara ilaveten D vitamini reseptörlerinin damarların düz kaslarında, damar iç gömleği (edotel) hücrelerinde ve kalp kası hücrelerinde (miyosit) de kas hücrelerinde de olduğu da gösterilmiştir. D vitamini eksikliğinin çok sayıda kemik dışı hastalıklardan koruması bu reseptörlerle sağlanır.

Reseptörün doğuştan eksikliğiD vitaminine dirençli raşitizm Tip IIdenilen çok nadir bir hastalığına sebep olur.VDR gen polimorfizmleriise oldukça sıktır. Tek-gen polimorfizmlerinde talasemi ve hemofili gibi hastalıklarda olduğu gibi bir gen eksikliği yoktur. Burada gende yapısal değil fonksiyonel bir bozukluk vardır. Yani genin fonksiyonu bozuktur ve idare ettiği enzim tembel çalışır.

D vitaminine cevap veren elementler (VDRE’ler) çok sayıda genin transkripsiyonunu modüle ederler. Bu genlerin sayısının 2000’in üzerinde olduğu sanılmaktadır. Yani genlerimizin yaklaşık %10’unun aktive olması güneş ışığına yani D vitaminine bağımlıdır. Fonksiyonel VDR gen polimorfizmleri ya da polimorfizm olmadan D vitamininin basit eksikliği hücre farklılaşmasında, oksidatif süreçlerden korunmada, T hücre farklılaşmasında insülin ve IGF yolaklarınında bozukluklara yol açar [23]. D vitamini eksikliğinin başta tüberküloz, diğer, enfeksiyonlar astım, diyabet, kanserler, romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar (lupus, siroz, hepatit, Crohn hastalığı, Graves hastalığı, multipl skleroz vb) , miyokart enfarktüsü, alerjik hastalıklar ve otizm olmak üzere birçok hastalık için risk faktörü olmasının nedeni budur.

VDRE’ler doğuştan az sayıda da olabilir ya darenal-1 hidroksilazenzim aktivitesi düşük olabilir. Bu kişilerde daha fazla hastalık olur. Ama sevindirici olan güneşlenme ya da D vitamini takviyesinin alınmasının reseptör sayısını artırmasıdır [24].

ÖstrojenVDR’leri ve renal-1 hidroksilaz aktivtesini artırırkentestosteronbu aktiviteyi artırmadığı gibi azaltabilir de [25]. Birçok kronik hastalığın erkeklerde daha fazla görünmesinin muhtemel nedenlerinden biri de budur. Örneğin otizmde erkek-kadın oranı yaklaşık 5:1’dir.

A vitamini ve D vitamini ilişkisi

Yüksek miktarda aktif A vitamini (retinoik asit), D vitamininin faydalı etkilerini azaltmaktadır [26,27]. A vitaminin bitkisel öncüllerinin (beta-karoten) fazlasının ise bir zararı olmamaktadır. Yani vücutta A ve D vitamini uygun oranlarda alınmalıdır.

A vitamininin inaktif şekli olan beta karoten, daha sonra aktif A vitaminine dönüştürülmektedir. Aktif A vitamini üretimi sıkı bir kontrol altındadır. Vücudumuz ancak gerekli miktarı aktifleştirmektedir.Hâlbuki aktif A vitaminini direkt olarak alırsak bu kontrol sistemi tamamen bypass edilmektedir.Bu nedenle en iyisi aktif A vitamini takviyesi almamak ve bu ihtiyacımızı renkli sebzelerde bulunan beta-karoten ile gidermektir.

Tabii bu durum A vitamininin önemini azaltmamaktadır. D vitamini yetersizse A vitamini etkisiz kalmakta ve hatta toksik bile olmaktadır. Tersi de doğrudur. A vitamini olmaksızın D vitamini de normal fonksiyonlarını yerine getirememektedir.

Bazı balık karaciğer yağlarında (cod liver oil) A vitamini ünite olarak D vitamininden 150-12.000 kat daha fazla bulunmaktadır. Bu duruma dikkat edilmeden daha yüksek D vitamini almak amacı ile fazla balık karaciğer yağı alınması zararlı olacaktır.

Balık yağı (fish oil) ise rahatlıkla verilebilir.Çünkü balık yağında, balık karaciğer yağından farklı olarak ne D vitamini ne de A vitamini bulunur.

Kan D Vitamini Düzeyleri

Normal kan D vitamini düzeyleri ne kadar olmalıdır?

Vücudun D vitamini düzeyini en iyi gösteren parametre karaciğerde depolanan 25(OH)D (kalsidiol)’dir. En aktif D vitamini olan kalsitriol ise D vitamini deposunu göstermez. Bu nedenle özel bir iki hastalık dışında bu testi boşuna yaptırmamak gerekir.

25(OH)D D vitaminin normal düzeyleri konusunda bir karmaşa vardır. Maalesef birçok laboratuar çocukta raşitizm ya da erişkinde osteomalasi (kemik mineralizasyonu eksikliği olan hastalıklar) yapmayan 10ng/mL’yi alt sınır olarak kabul etmektedir (Tablo 1). Son yıllarda alt düzeyi 20-30ng/mL’ye çıkaran laboratuvarlar da vardır.Yaygın şekilde kullanılan bu ölçütler kemik hastalıklarından koruyabilir ama maalesef kemik dışı çok sayıda D vitaminine bağlı hastalıktan korumaz./p>

Tablo 1: D vitamini yetersizliğinin dereceleri (1nmol/L=2.5ng/mL)

D vitamini yetersizliğinin dereceleri.

D vitaminin normal düzeylerine ilişkin en eski çalışmalardan biriHaddadveChyutarafından yapılmıştır. Bu araştırıcılar 1971’deMissouri’de 8 cankurtaranın D vitamini düzeylerini 50-80ng/mL arasında bulmuşlardır [28].

Luxwolda ve arkadaşlarıekvatorun yakınında yaşayanMassaiveHadzabelerinortalama D vitamini düzeylerini 115 mmol/L (47.5ng/mL) bulmuşlardır [29].

Güneşli ülkelerde yaşayan ve yeteri derecede güneşlenen kişilerde D vitamini düzeyleri100 nmol/L’nin (40ng/mL)üzerinde olmaktadır [30].

Kan D vitamini düzeylerinin alt sınırı ne olmalıdır?

Normal D vitamini düzeyinin alt sınırının ne olması gerektiği son yıllarda yapılan çalışmalar ile ortaya konmuştur. D vitamini (25(OH)D) düzeyleri ancak 75-100 nmol/L, geçtikten sonra PTH düzeyleri baskılanmaktadır [31-33].

Ama her zaman PTH düzeyleri ile 25 OH D vitamini düzeyleri beklenen ilişkiyi göstermemektedir. Bu sorunun çözümünü en güzel ifade edenHollis ve arkadaşlarınınçalışmasıdır [34]. Bu çalışmada kolekalsiferol ile karaciğerde metabolize olan 25 OH D vitamini arasındaki ilişki incelenmiştir. Başlangıçta kolekalsiferol ile 25 OH D vitamini arasında çizgisel bir ilişki bulunmamış. Ham madde olan kolekalsiferol ancak belirli bir düzeye eriştikten sonra çizgisel bir ilişki oluşmuş. Yani kolekalsiferolden 25 OH D vitaminini oluşturan 25 hidroksilaz enzimi ancak belli bir sınırdan sonra maksimal kapasitesi ile çalışmaya başlamış. 25 OH D vitamini için bu sınır 100nmol/L (40ng/mL) olarak bulunmuş. Bu nedenle25 OH D vitamininin alt sınırı 100nmol/L (40ng/mL) olarak kabul edilmesiuygun olacaktır.

D vitamini düzeylerinin üst sınırı ne olmalıdır?

Porto Rikolu bir çiftçide 225 nmol/L’lik bir D vitamini düzeyi saptanmıştır [30]. Suni ultraviyole ışın altında en yüksek elde edilen düzey 275 nmol/L’dir. Üst limite ulaşıldığında artık daha fazla aktif D vitamini metabolitleri sentezlenmemekte, D vitamini öncülleri inaktive olmaktadır (35). Bu nedenle275 nmol/L normalin üst sınırı olarak kabul edilebilir.

Günlük D Vitamini Miktarı

ABD’deki“Food and Nutrition Board”1997 yılında yaptığı bir yayında çocuklara 400İÜ/gün, erişkinlere 200İÜ/gün ve yaşlılara 400İÜ/gün D vitamini verilmesini önermektedir [36]. T.C Sağlık Bakanlığı ise 1 yaşına kadar günde 400 İÜ D vitamini verilmesini önermektedir. Diğer yaş gruplarında güneşten yeteri kadar D vitamini sentezlenebileceğini düşünerek takviyeye gerek görmemektedir!

Yeterli D vitamini alan ya da üreten bir kişide parathormon düzeyinin baskılanması gerekir.Gomez ve arkadaşları25(OH)D düzeyleri 75 nmol/L’yi geçtiğinde sekonder hiperparatiroidizmin baskılandığını bu düzeye ulaşmak için de günde en az 3000 IU D vitamini almak gerektiğini söylemektedirler [37].Dawson-Hughes B.[38] veKinyamu[39] ise parathormon düzeyinin 100 nmol/L’den sonra baskılandığını ve bu düzeye erişmek için de ağızdan günde 10.000 İÜ,Lihares[40] ise 4000 İÜ D vitamini alınmasını önermektedirler. Diğer D vitamini uzmanları da D vitamini ihtiyacının 4000-10.000 İÜ arasında olması gerektiğini söylemektedirler [30, 41-43].

Özetle söyleyecek olursak resmi çevreler günde 400 İÜ D vitamini önerirken Dünyanın en önemli D vitamini uzmanları günlük fizyolojik D vitamini ihtiyacının bu rakamların en az 10 katı, yani en az 4000-10.000 İÜ olması gerektiğini söylemektedirler.

Hastalıklar sırasında D vitamini tüketimi artıyor mu?

Ünlü D vitamini uzmanıHeaney’e göre bu sorunun muhtemel cevabı evettir [44]. Ama bu konuda maalesef çok az çalışma vardır.Reid ve arkadaşlarıartroplasti amaliyatından 2 gün sonra 25 OH D vitamini seviyelerinin %40 oranında düştüğünü bu sırada da iltihap göstergesi olan CRP’nin bariz şekilde arttığını göstermişlerdir [45].

Şişman kişilerin D vitaminine ihtiyacı daha fazladır.Çünkü D vitamini yağda eriyen bir vitamindir ve yağ dokusunda daha fazla birikir.

D vitamini kapsülü.

Toksik Etki

D vitamininin toksik düzeyi kaçtır?

D hipervitaminozu çalışmalarının zehirlenen olguların hepsinin günlük tükettiği D vitamini miktarı 40.000 ünitenin çok üzerindedir [30].Halbuki resmî çevrelerin önerdiği günlük doz bunun yüzde biridir (400 İÜ).

D vitamini entoksikasyonlarının hemen hemen hepsindeki kan değerleri 275 nmol/L’nin çok üzerindedir, hatta çoğu kez 400 nmol/L’nin (160ng/mL) çok üzerindedir [46].

Eğer yeteri kadar güneşlenemiyorsak D vitamini takviyesi almalıyız.Yeni bilimsel verilerin ışığı altında önerilmesi gereken en az doz: 4000 İÜ/gün’dür. D vitamini konusundaki bu devrimsel değişikliklerin birçok tıbbi konuda olduğu gibi hayata geçirilmesi gecikmeli olacaktır. Bu değişikliğe itiraz edebileceklerin en önemli argümanı D hipervitaminozu tehlikesi olacaktır.

Yüksek-tek doz (600.000İÜ) depo D vitamininin de D hipervitaminozuna neden olmadığı çok sayıda çalışma ile gösterilmiştir [30].

Güneşlenme aşırı D vitamini sentezi yapar mı?

Güneşlenme sonucu en yüksek D vitamini seviyesi 225mmol/L olarak Porto Rico’lu bir çiftçide saptanmıştır demiştik. Bu düzey toksik düzeylerin çok altındadır [30].

Aşırı D vitamini sentezinden koruyan iki mekanizma vardır [47];
1)Öğle vakti etkisini gösteren UVB ancak belli bir miktarda D vitamini sentezlemektedir. Öğleden sonra, güneş ışıları eğik geldiği zaman harekete geçen UVA D vitamini sentezini durdurmaktadır.
2)Güneşlendikçe melanin sentezi artmakta (bronzlaşma) ve UVB’nin deriye nüfusu ve dolayısıyla da D vitamini sentezi azalmaktadır.

Anne ve Bebeklerde D Vitamini Yetersizliği

Türkiye’de ve bütün Dünya’da D vitamini yetersizliği çok yaygındır.D vitamini yetersizliği her yaş grubunu etkilese de bundan en çok bebekler etkilenir.

Mevcut duruma üç temel faktör yol açmaktadır;

1)Hamilelik dönemde annenin D vitamini deposunun yetersiz olması.

2)Çocuğun yeteri kadar güneşlendirilmemesi (çarpık kentleşme, apartman ve kapalı iş yerlerinde yaşamak güneş ışıklarından yeteri kadar faydalanmayı engeller).

3)Bebeğin yetersiz anne sütü alması ( anne sütündeki D vitamini düşük miktarda görünse bile aktivitesi yüksektir. Tabii ki annenin D vitamini depoları yetersizse sütteki D vitamini de yetersiz olacaktır).

Bebeklerin çoğunluğunda bu faktörlerin hepsi mevcuttur.

Hamilelik döneminde annenin D vitamini deposu

Hasanoğlu ve arkadaşları(1981) veAydın ve arkadaşları(1988) doğum yapan kadınların yapan birçoğunda kışın daha bariz olmak üzere ağır D vitamini yetersizliği saptamışlardır [48, 49].

Daha sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda da ülkemiz kadınlarının D vitamini düzeylerinin çok düşük olduğu, mevsimlere göre %67 ile %100 arasında değiştiği saptanmıştır (Tablo 2).

Tablo2 . Türkiyenin çeşitli illerinde doğum yapan kadınlarda D vitamini düzeyleri (50-53).

Doğum yapan Türk kadınlarda D vitamini yetersizliği.

Anne karnındaki ceninin (fetüs) D vitamini düzeyi, annenin D vitamini düzeyi ile orantılıdır ve oran doğum sırasında oran yaklaşık %80’dir [54].Yani annenin D vitamini düşükse bebeğinki ondan daha da düşük olmaktadır.Bu vahim durum çok önemli bir sağlık sorunudur.

Bu durumu önlemek için ülkemizde ve dünyada her doğan çocuğa 1 yaşına kadar günde 400 ünite D vitamini verilmektedir. Aslında günde 400 ünite bir araştırma sonucu bulunmuş bir rakam değildir. Bu rakam bir kaşık balık karaciğer yağında bulunan yaklaşık miktardır.

Günde 400 ünite D vitamini acaba yeterli midir?

Bu konuda dünyadaki ilk ve tek çalışma ekibimiz tarafından yapılmış ve 2010 yılındaEuropean Journal of Nutriton’da yayınlanmıştır [55]. Normal yeni doğanlar üç gruba ayrıldı; ilk grup günde 300 IU’nin altında D vitamini alırken, ikinci ve üçüncü gruplar sırasıyla günde 400 ve 600 IÜ D vitamini aldılar (Tablo 3). İlk grupta ilk altı ayda %100 oranında D vitamini düşüklüğü (D vit: <40ng/mL) varken günde 400İÜ D vitamini alanlarda bu oran %55 idi. Günde 600İÜ D vitamini alan üçüncü grupta bile oran %40 idi. Bu sonuçlar bebeklerde günlük D vitamini ihtiyacının yaklaşık ülkemizde 1000 İÜ olması gerektirdiğini kuvvetle düşündürmektedir.

Tablo 3. Değişen günlük D vitamini dozlarına göre D vitamini yetersizliği (D vit: <40ng/mL) oranları.

D vitamini yetersizliği oranları.

Raşitik sınırı (25OH D vit: <15ng/mL) sınır aldığımızda raşitizm oranları oldukça yüksektir (Tablo 4).

Tablo 4. Değişen günlük D vitamini dozlarına göre raşitizm (25OH D vit: <15ng/mL) oranları.

D vitamini yetersizliği raşitizm oranları.

Gebelik ve D vitamini ilişkisi

En az 2000 kadar genin sağlıklı çalışması D vitaminine bağlıdır demiştik. Cenin (fetüs) açısından D vitamini güçlü bir farklılaşma artırıcısıdır; ayrıca sinir dokusunda büyüme faktörü düzeylerini de yükseltir. Bir araştırmada D vitamini eksikliği olan farelerin yavrularının beyinlerinde çeşitli gelişim bozuklukları bulunmuştur [56].

Anne karnında yetersiz D vitamini alan bebeklerde şizofreni, bipolar bozukluk, otizm, tip I diyabet, alerji, astım, diş çürükleri, osteoporoz, düşük doğum tartısı gibi hastalıklara yol açabilmektedir [57].

D Vitamini ve Ölüm Oranı

Birçok çalışmada yetersiz D vitamin düzeylerinin yaşam süresini kısalttığı saptanmıştır [58-64]. Bazı çalışmalarda ise çelişkili bir durum vardır.

Mesela Danimarka’da yapılan bir çalışmada 30 ng/ml (75 nmol/L) altında D vitamini düzeyine sahip olanların ölüm oranının normal düzeylere sahip olanlara oranla iki misli daha yüksek olduğunu saptamıştır. Buna karşılık D vitamin düzeyi 56 ng/ml (140 nmol/L)’nı üzerinde olanlarda da şaşırtıcı şekilde ölüm oranlarının %40 arttığını göstermişlerdir [65]. Yine bir kuzey ülkesi olan İsveç’te yapılan benzer bir çalışmada da aynı bulgular saptanmıştır [66].

Bu çelişkinin nedeni ne olabilir? Bildiğiniz gibi kuzey ülkelerinde balık karaciğeri yağı (cod liver oil) –balık yağı (fish oil) değil– çok tüketilmektedir. Mesela Norveç’te insanların yaklaşık yarısı balık karaciğeri yağı tüketirler [67].

Yukarıda bahsi geçen iki çalışmada deneklerin balık karaciğeri yağı alıp almadığı maalesef belirtilmemektedir. Daha önce de gördüğünüz gibi balık karaciğer yağında bulunan nispeten yüksek A vitamini, D vitaminini etkisini azaltmaktadır. D vitaminini yükseltmek için fazla miktarda balık karaciğeri yağı alındığında A vitamini dozu da aşırı yükselmektedir. A vitamininin azı D vitamini etkisini artırırken, çoğu ise D vitamini etkisini azaltmaktadır.

Güçlü kemikler için kalsiyum takviyesi gerekli midir?

Kalsiyum vücutta en çok bulunan mineraldir. Kalsiyum sadece kemik için önemli değildir, kalp atımı, sinir iletimi, pıhtılaşma ve hormon salgılamada da görevleri vardır. Kalsiyum dünyada en çok kullanılan besin takviyelerinin başında gelmektedir. Bu kullanım“Ne kadar çok kalsiyum alırsak kemiklerimiz o kadar güçlü olur.”ön yargısına dayanmaktadır. Böylelikle kemik kırıklarının ve kemik erimesinin (osteoporoz) önüne geçilebileceği zannedilmektedir.

Acaba“Ne kadar fazla kalsiyum alırsan o kadar sağlam kemik”inancı ne kadar doğrudur? Vücudumuzdan günde yaklaşık100mgkalsiyum kaybolmaktadır. Bu nedenle günde1200mg’lık tavsiyelerin bilimsel bir dayanağı yoktur ve zararlı da olabilir. Çinlilerin günde250mgkalsiyum içeren diyetlerine rağmen dillerinde osteoporoz kelimesi yoktur. Kalsiyum takviyelerinin kırıklarıazaltmadığı dagösterilmiştir [68].

2010 yılında yayınlanmış 8000’in üzerinde kişi ile yapılan 15 çalışmadan oluşan bir toplu araştırmada ilave olarak 500mg ve üzeri kalsiyum takviyesi alanlardakalp krizi riskinin %27 arttığısaptanmıştır [69]. Kalsiyum takviyesi D vitamini ile birlikte alındığında da riziko (%24) çok farklı bulunmamıştır [70].

Osteoporoz

Güneşlenme imkânınız sınırlı ise evinizde D vitamini üreten güneş lambalarını kullanabilirsiniz. Bu lambalarla vücudunuzun aşırı doz olmadan, D vitamini sadece doğru miktarda üretmesine yardımcı UV ışınlarını alabilirsiniz [71].

Bu lambalarla kırmızıötesi ışınlar almak da mümkündür. 633 nm kırmızı ışık deri fibroblastlarını etkileyerek prokollajen sentezini 4 kat kadar artırır [72-74]. Böylece deri kırışıklıklarını giderir ve daha genç bir cildinizin olmasına yardımcı olur. Kızılötesi ışık kas ve eklem ağrıları, tutukluk ve spazmda geçici bir rahatlama sağlar; kan dolaşımını hızlandırır. Ama bu lambalar pahalıdır; fiyatları 3000-5000 TL arasındadır.

Güneş kremleri soru işaretleri taşımaktadır.

Deri Kanseri

Güneş kanser yapar mı?

Deri kanserleri bütün kanserlerin yaklaşık %50’sini oluşturur. 50 yaşından sonra özellikle erkeklerde çok artar [75]. Açık ten rengi olup çabuk bronzlaşmayanlarda ise tehlike daha büyüktür.

Tıp dünyasında güneş ışığının özellikle kolay bronzlaşmayan kişilerde deri kanseri (bazal, skuamöz, melanom) riskini arttırabileceği düşüncesi oldukça yaygındır. Örneğin Avusturalya’nın tropik bölgelerindeki (kuzey) melanom sıklığı soğuk güney bölgelerine oranla 6 kat daha yüksektir [76].

Bu araştırma güneş ışınlarının melanoma neden olduğu düşüncesini güçlendirse de bazı gözlemler bu düşüncenin çok da doğru olmadığını düşündürmektedir [77].

Godar ve arkadaşlarıgüneş-kanser ilişkisini inceleyen 14 araştırmayı irdelemişler ve bu çalışmaların sadece ikisinde UV ışınları ile melanoma arasında ilişki saptanırken, 7’sinde ilişki olmadığı 5’inde ise tam tersine UV ışınlarının melanomdan koruduğu anlaşılmıştır [78].Bu sonuçların farklı olmasının altında acaba hangi nedenler yatmaktadır?

Açık havada çalışarak düzenli olarak güneş ışığına maruz kalan erişkin ve ev dışında oyun oynayan çocuklarda melanom gelişme riski kapalı ortamda çalışan ya da oynayanlardan çok daha düşüktür [79, 80]. Düzensiz, arada bir fakat yoğun olarak güneş ışığına maruz kalan kişilerde (hele derileri de açık renkte ise) tehlike büyüktür [81].

Düzenli olarak güneş ışığına maruz kalma melanom tehlikesini azaltırken arada bir fakat yoğun olarak güneş ışığına maruz kalma melanom riskini artırmaktadır. Düzenli olarak güneş ışığına maruz kalanlarda melanom tehlikesini azaltan muhtemel faktör, bu kişilerde optimal düzeylere yakın olan D vitamini düzeylerininbütün kanser türlerine karşı koruyucu olmasıdır.

Bu arada, öğle vakitlerindeki güneşlenmenin UVB ışınları aracılığı ile D vitamini sentezini artırdığı, güneşin dik gelmediği diğer zamanlarda ise UVA ışınlarının etkisi ile daha önce sentezlenen D vitamininin azalttığı unutulmamalıdır. Halbuki ortodoks tıp öğle vakitlerindeki güneşlenmenin tehlikeli olduğunu söylemektedir.

UVA ışınları deride serseri mayın gibi dolaşan serbest kökleri (radikalleri) artırır. Serbest radikaller muhtemelenDNA hasarı yaparakderi kanserine neden olur. Bu radikaller yaşlanmayı ve deri buruşmasını da hızlandırırlar [82,83]. UVB’nin ise antikanserojen etkisi vardır.

Ayrıca melanomlar daha az güneş gören yerlerde (erkeklerde sırtta, kadınlarda uyluklarda) çok daha fazla görülmektedir [84]. Kara derililerde ise melanoma ayak bileklerinde ve nerdeyse hiç güneş görmeyen ayak ayalarında daha fazla rastlanılmaktadır [85].

Yaygın düşüncenin aksine melanomların ancak %10-15 kadarı güneş ışınlarına bağlı olarak gelişmektedir [86]. Melanom riskini artıran diğer faktörler obezite, egzersiz azlığı [87] ve diyetin niteliğidir [88,89].

Diyette doğru oranda w-6/w-3 yağları tüketimi melanomdan koruyucudur. Epidemiyolojik ve deneysel çalışmalar diyetsel omega-3 yağ asitlerinin habis melanomu baskıladığını, ay çiçeği, mısır yağları ve margarinlerde yoğun olarak bulunan omega-6’ların ise tümörü uyardığını göstermektedir [90, 91]. w-3 yağlarının eksikliğinin sadece melanomu değil hemen hemen bütün kanserde riski artırmaktadır.

Güneş yağları kanser olasılığını artırabilir mi?

Kamuoyu yıllardan beri güneş yağlarının deri kanserini önlediğini sanıyor. Faktör sayısı arttıkça korunmanın da arttığı iddia ediliyor. Doğru, güneş yağları güneş yanığını önler, fakatbirçoğu deri kanserlerini önlemeyebilir; hatta çeşitli kanserlere de sebep olabilir.Çünkü birçok güneş yağı deri kanserine neden olan UVA’yı önlemez. Fakat D vitamini sentezi yapan UVB’yi önler. Daha uzun dalga boylu olan UVA derinin derinliklerine kadar girer; UVB ise derinin yüzeyinde kalır.

Güneş yağlarının içinde bulunan maddeler kanser yapabilir mi?

Güneş yağlarında bulunan başlıca maddeler:

• Para Amino Benzoik Asit (PABA)
• Avobenzon
• Sinoksat
• Dioksibenzon
• Homosalat
• Mentil antranilat
• Oktosirilen
• Oktometoksiinnamat
• Oktil salisilat
• Oksibenzon
• Padimat O
• Fenilbenzimidazol
• Sulisobenzon
• Titanium dioksid
• Trolamin salisilat
• Çinko oksit
• Retinil palmitat
• Benzofenon

Bu maddelerin deri üzerinde kaldığı ve güvenli olduğu iddia edilmektedirler. Fakat yapılan bir çalışmadabu maddelerin deri yüzeyinde kalmadığı, bütün deri tabakalarına geçtiğigösterilmiştir [92].

Bu maddelerin bazılarının uzun vadedekanser yapıcı bir etkisinin olmadığını söylemek bugün için mümkün değildir [93].Nitekim güneş yağlarında bulunan oksibenzon, benzofenon, oktosrilen ve oktometoksisinnamat gibi kimyasalların habis melanom riskini artırabileceği saptanmıştır [94].

FDA güneş yağlarının %40’ında bulunan retinil palmitatın (bir A vitamini formu) deri hasarını artırarak kanser riskini artırabildiğini belirtmektedir [95].Parabenadı verilen kimyasallar, ürünlerin raf ömrünü uzatmaktadır. Dolayısıyla güneş koruyucuların içinde de yaygın bir şekilde bulunuyorlar. Parabenlerin uzun süreli etkileri bilinmemektedir. Kanser riskini arttırdıkları yönünde yoğun tartışmalar vardır.

Mineralli güneş koruyucular

Fiziksel koruma sağlayan bu koruyucuları deri emmiyor. Cildinizin üzerinde, örtü gibi beyaz kireç gibi bir tabaka oluşturuyorlar. Bu tabaka, güneş ışınlarını bir ayna gibi geri yansıtmaktadır. Yani aslında bir tişört giymekten çok bir farkı yok. Mineralli güneş koruyucuların zararlı olduğuna dair henüz bir iddia yoktur. Ama çocuklarımızın cildine süreceğimiz her şeye, tedbirle yaklaşmak gerekmektedir.Zeytinyağı ise korkusuzca kullanılabilir.

Güneşin zararlı etkilerinden korunma

Güneşe çıkarken, ensenizi kapatacak, suratınızı tamamen gölgeleyecek bir şapka takın. Kısa şort yerine, mümkün olduğu durumlarda, ince, uzun, açık renk bir pantolonu ya da uzun kollu ince bir tişörtü tercih edin. Plaj gibigüneş koruyucunun kaçınılmaz olduğudurumlarda, mineralli koruyucular kullanın.

Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kaldığınız durumlarda, çocuğunuzun vücudunun mümkün olduğu kadar küçük bir kısmına sürün. Mesela iyi bir şapka takıyorsa, suratına sürmeyin. Kumda oynarken kısa kollu tişört giydirin, sadece kollarına sürün.

Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kalırsanız, düşük faktörlü kullanın.20 faktörle 50 faktör arasında sadece yüzde 3′lük bir koruma farkı var.Ama 50 faktör kullandığınızda, çok daha fazla kimyasala maruz kalıyorsunuz.

Güneşten hem korunmalı hem yararlanmalıyız.

Güneş kanserleri önler mi?

UVB’nin dalga boyundaki ışınlar D vitaminini sentezler. Fakat güneş yağları D vitamini sentezi yapan UVB’nin deriye girişini azaltır. Böylece D vitamini yetersizliğine yol açar. Serum 25(OH)D vitamini düzeyleri düşük olan kişilerde ya da güneş ışığından fakir coğrafik bölgelerde daha çok kanser görülmektedir [96-105] (Tablo 6.). D vitamini kansere karşı etkilerini aşırı hücre üremesini önleyerek, hücresel olgunlaşmayı düzenleyerek, doğal hücre ölümünün (apopitozis) zamanından sonra olmasını engelleyerek ve itihabı azaltarak gösterir [106].

D vitamini eksikliğinin neden olduğu kanserler:

• Meme
• Kalın bağırsak
• Dölyatağı
• Yemek borusu
• Yumurtalık
• Hodgkin lenfoma
• Hodgkin-dışı lenfoma
• Mesane
• Mide
• Safra kesesi
• Pankreas
• Prostat
• Rektum
• Böbrek
• Testis
• Vulva

Sonuç

D vitamini almanın ideal yolu güneşlenmektir. Ama maalesef çok büyük bir bölümümüzün D vitamini düzeyleri son derece düşüktür. Bu nedenle takviye almak şarttır. İdeali takviyeye başlamadan önce 25 OH D vitamini düzeylerimizi ölçtürmektir. Normal düzeyler 40-110ng/mL arasındadır.60-80 ng/mL arası iyi bir düzeydir.Bu düzeylere erişildikten sonra bu düzeyi sürdürebilmek için erişkinlerin günde 5000İÜ, çocukların ise her 12,5 kilosu için 1000İÜ alması gerekmektedir (Tablo 5).

Erişkinler günlük 5000İÜ (40 damla kadar D vitamini) alabilecekleri gibi 300.0000İÜ’lik 1 ampul depo D vitamini içerek de ihtiyaçlarını giderebilirler (iğne yapılmasına gerek yoktur, çünkü ağızdan alınan da aynı derecede etkilidir). Depo D vitamininin güvenli olduğu gösterilmiştir.

12,5-25 kg arasında olanlar 6 ayda bir 1 ampul, 25-37,5kg arasında olanlar 4 ayda bir 1 ampul, 37,5-50 kg olanlar üç ayda bir 1 ampul D vitamini içebilirler.

2,5 kg’ın altındaki çocuklara D vitamininin günlük damla olarak verilmesi tercih edilir. Her kilo için 100İÜ uygundur. Piyasadaki D vitamini damlasının, 3 damlasında 400İÜ D vitamini bulunmaktadır. Ek olarak kalsiyum almak gerekmez, hatta sakıncalı da olabilir.

Kanser, kalp hastalığı, mültipl skleroz, romatizmal hastalıklar ve otoimmün hastalıklar gibi kronik hastalıklarda günlük ihtiyaç çok daha fazla olabilir. Bu hastalarda ideali kan seviyelerine bakarak 25 OHD vitamini düzeylerini80-100ng/mLarasında tutmaktır.

Bu arada, güneşli havalarda özellikle öğle vakitleri yarım saat kadar güneşlenmek de preparatlardan alamadığımız sülfatlı D vitamini ihtiyacımızı karşılayacaktır. Güneşlenilen günlerde deride sentezlenen D vitaminini alıp götüreceği için sabun ya da şampuanlayıkanmamaya daözen göstermek gerekmektedir.

Pahalı Aktif D vitamini preparatları ancak D vitaminine dirençli raşitizm ve D vitamini aktivasyonu yapamayan bazı böbrek hastalıklarında kullanılmalıdır.

Tablo 5. Çocuklar için günlük D vitamini dozu önerisi.

Çocuklar için günlük D vitamini doz önerileri.

Mümkünse hiç güneş koruyucu kullanmayın. Güneşe çıkarken, ensenizi kapatacak, suratınızı tamamen gölgeleyecek bir şapka takın. Kısa şort yerine, mümkün olduğu durumlarda, ince, uzun, açık renk bir pantolonu ya da uzun kollu ince bir tişörtü tercih edin.

Bütün Yönleriyle D Vitamini 2019

Bütün Yönleriyle D Vitamini 2019

Related news

  • Kuruyemişli tatlı malzemeleri ile Etiketlenen Konular
  • Etiket: badem yağı
  • 5 yaşında anne oldu
  • Kış parfümü seçerken nelere dikkat etmeli
  • Kolay Browni Tarifi Videosu

  • Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini

    Bütün Yönleriyle D Vitamini