Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne, Kakava Hidrellez Şenlikleri, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Tıp Medresesi

Yeşillikler içinde, huzurlu bir Osmanlı sınır şehri…Anadolu’nun metrekare başına en fazla tarihi eser düşen şehri,  Edirne …

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Edirne Tarihçesi

Edirne’nin tarihi ilk çağlara kadar uzanmakta. Burada Orestia adı verilen bir yerleşim olduğu biliniyor. Roma’lıların bölgeye gelmesiyle, Orestia, Hadrianopolis adını alır. İmparator Hadrianus buranın stratejik konumunu beğenmiş ve buraya “Hadrianus’un Şehri” anlamına gelen Hadrianopolis ismini vermiş.  Surlarla çevrilmiş şehir, bir dönem eyalet başkentliği yapmış. Şehir, Bizans İmparatorluğu’na geçtikten sonra sayısız saldırı ve işgale uğramış.

Edirne’nin binlerce yıllıktarihiboyunca en önemli dönemi,  Osmanlı Dönemi.  1361 yılında Sultan I. Murat tarafından alınan şehre  Edirne adı verilmiş. 1365 yılında devlet merkezi Bursa’dan Edirne’ye taşınmış ve  İstanbul fethedilinceye kadar, 88 yıl boyunca, Osmanlı’nın başkenti olmuş.

Balkan Savaşlarında Rus ve Bulgar işgaline uğrayan şehir, 1913’de Bulgarlardan geri alınmış. I. Dünya Savaşı sonrası Yunan işgali altında kalan Edirne, Mudanya Mütarekesi ile 1922’de, Karaağaç bölgesi ise Lozan Antlaşması ile 1923’de Türk topraklarına katılmış.

Edirne Nehirleri Ve Köprüleri

Bulgaristan topraklarında doğanMeriç Nehri;Arda NehriveTunca Nehriile birleşerek, Meriç Nehrinin bir kolu olanErgene Nehrinide içine alarak Ege Denizi’ne dökülür.

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Edirne’nin tarihi köprüler arasında;  Bizans dönemi 16 kemerli  Gazimihal Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet dönemi taş köprüsüFatih (Bönce) Köprüsü, Sultan II. Murat zamanında yapılan 10 kemerliSaraçhane Köprüsü, Kanuni Sultan Süleyman devrinde Mimar Sinan tarafından inşa edilen ve Sarayiçi’ni Edirne'ye bağlayan 4 kemerli köprü Saray Köprüsü (Kanuni Köprüsü), Tunca Nehri üzerinde bulunan on kemerliTunca Köprüsü, Mimar Sinan’ın diğer bir eseri tek kemerli ve tek gözlüYalnız Göz Köprüsü, Edirne'nin en yeni Osmanlı yapısı 12 kemerli köprüsüMeriç Köprüsü,  Ergene Nehri üzerinde bulunan dünyanın en uzun taş köprüsüErgene (Uzunköprü) Köprüsü, İkinci Bayezid Camisi Külliyesi inşası sırasında yapılanII. Bayezid(Yeniimaret) Köprüsüsayılabilir.

 Karaağaç Bölgesi

Edirne'nin batısından Tunca nehrini sonra da Meriç nehrini aşan köprülerden ve güzel bir koru içinden geçen beş kilometrelik Karaağaç yolu (Lozan Caddesi) ile kentin Karaağaç Bölgesine varılmakta. Eski evleriyle etkileyici güzellikler sunan Karaağaç, ızgara planlı yerleşkelerin en önemli örneklerinden bir tanesi.    Yol boyunca Baltık mimarili kargir binalar buluyor. Caddeler birbirini paralel kesmekte.  Son yıllarda açılan kafeler, restoranlar ve çay bahçeleri ile bölge Edirne’nin mesire yeri haline gelmiş.

Bütün Edirne’nin sebzesi, meyvesi bu bölgede yetişmekte.

Yunanistan’a açılan Pazarkule Sınır Kapısı’da burada bulunuyor.

Karaağaç, Edirne’nin, Balkan Savaşları ve sonrasında en fazla zarar gören bölgesi. I. Balkan Savaşı sonucunda ağır yenilgiye uğrayan Osmanlı, Midye-Enez hattının ötesinde kalan Trakya toprakları ve Rumeli’yi, Balkan müttefiklere bırakmak zorunda kalır. Savaşı kazanan devletler (Sırplar-Bulgarlar-Yunanlılar) kendi aralarında mücadeleye girince bu fırsatı çok iyi değerlendiren Enver Paşa komutasındaki Türk birlikleri Edirne ve Karaağaç’ı geri alır. 1915 yılında Osmanlı-Alman ittifakının yanında savaşa girmek için Bulgarlar, Karaağaç’ı isterler. Bunun üzerine Karaağaç da dahil olmak üzere Meriç Nehri’nin ötesindeki topraklar Bulgarlara bırakılır.

Kurtuluş Savaşı süresince Edirne ve Karaağaç Yunan işgali altında kalır, 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması sonucu Edirne geri alınır ancak suyun öte tarafındaki tüm topraklar kaybedilir.

Lozan Antlaşmasında Yunanlıların savaş tazminatı ödemelerine karar verilir ancak Yunanistan, tazminatı ödeyemez ve savaş tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye bırakır.

Edirne Karaağaç Gar Binası  Ve Lozan Anıtı

 Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

İki tarafında ağaçların sıralandığı bir yolun sonunda ulaşılan Karaağaç’ta, bugün Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılan, Mimar Kemaleddin Bey’in eseri,  şaheser tarihi Gar Binası bulunuyor. Anadolu  mimarlık tarihinin en görkemli son mimarı sayılan Kemaleddin Bey,  İngiltere Kraliyet Mimarlık Akademisine kabul edilen yabancı mimarlardan bir tanesi. İstanbul’daki  Vakıf Hanları, Boğazdaki Fahrettin Kerim Gökay yalısı ve Bebek Camii eserlerinden bazıları.

Anadolu’nun belki de en görkemli gar binası olan Edirne Karaağaç Gar Binası, II.Abdülhamit devrinde, İstanbul-Sirkeci’deki tren garı örnek alınarak yapılmış. Alman mimari üslubuyla yapılan binanın üzerine Selçuklu ve Osmanlı motifleri yerleştirilmiş. Gar Binası, inşaatın bittiği yıl başlayan 1.Dünya Savaşı nedeniyle ancak 1930 yılında hizmete girebilmiş. Edirne-İstanbul demiryolu güzergahının değişmesi sebebiyle, yapılan yeni gar binasına taşınılınca da, Karaağaç’ta ki gar binası terk edilmiş.

Gar binasının karşısında görülen etkileyici ahşap balkonlu ev  gar şefinin evi. Gar binasının solunda ise   Eskişehir’de üretilen lokomotiflerden biri sergilenmekte.

Gar binasından ilerleyince karşınıza, 1998 senesinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde   yapılan Lozan Anıtı çıkıyor. Üç yüksek sütundan oluşan bu anıtta, modern Türkiye Cumhuriyetini temsil eden, bir elinde güvercin, bir elinde Lozan Antlaşması olan bir kız var. Sütunlardan en uzun olanı Türkiye coğrafyasını, ikinci sütun Trakya bölgesini, en alçak sütun ise Karaağaç’ı temsil ediyor.  Lozan Anıtının sağ tarafında İsmet İnönü’nün bir büstü var. Anıtın bitişiğinde de Lozan müzesi bulunuyor.

Edirne Camileri

Edirne Camilerini anlatmaya halk arasında söylenen ünlü bir söz ile başlayalım: “Selimiye’nin yapısı, Üç Şerefeli Cami’nin kapısı, Eski Cami’nin yazısı…”

Selimiye Camii

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği, eşsiz kubbesiyle nefes kesiciSelimiye Camii, Osmanlı-Türk mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden bir başyapıt…

Edirne’nin simgesi Camii, 2011 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış.

Mimar Sinan:

Selimiye’yi yapan olağanüstü bir adam: Mimar Sinan… 18 yaşındayken Kayseri’de devşirilen, 50 yaşında ise mimarbaşı olan bir deha.  Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine Süleymaniye Camisini yapar.  Şehzade Mustafa daha o zamanlar Sinan’dan adına bir cami yapmasını ister ama ömrü vefa etmez, onun yerine Camii kardeşi Selim’e kısmet olur. İstanbul’daki Süleymaniye Camii’nin gölgesinde kalmasını istemediği için, Selim, Sinan’a Camiyi Edirne’de yaptırır ancak Camiyi görmek kendisine de kısmet olmaz.

Şehrin neredeyse her yerinden görülen, üçer şerefeli dört minaresi ve muhteşem kubbesiyle Selimiye Camii’nin, şehrin en yüksek noktasına inşa edilmesi, Mimar Sinan'ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da göstermekte.

Selimiye'nin yapıldığı alanda, Sultan I.Murat'ın emriyle başlatılan ancak Sultan Yıldırım Bayezid'in geliştirdiği Eski Saray (Saray-ı Atik) olarak anılan Edirne'nin ilk Sarayı ve Baltacı Muhafızları Kışlası bulunmaktaymış.

İnşaatına 1568'de başlanan Camii, 1575 yılında ibadete açılır.

Camii:

Caminin özenle işlenmiş mermerden zarif şadırvanlı büyük avlusu oldukça huzur verici. Avlu yaklaşık birbirine eş iki dikdörtgen alandan oluşmakta.

Caminin en büyük özelliği büyük tek bir kubbe olarak inşa edilmiş olan muhteşem kubbesi. Sekiz sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuş. Kubbenin altında on iki mermer sütunlu Hünkâr Mahfili bulunmakta.

Müezzinler Mahfili'nin mermer ayaklarının birinde, bir küçük ters lale motifi var. Bu ters lale hakkında ise çeşitli rivayetler bulunduğundan, Cami’de ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği yer haline gelmiş.

Cami’nin içi İznik çinileriyle süslenmiş. İçeride kullanılan taş, mermer, ahşap, sedef ve çiniler, kubbe ve kemerlerdeki kalem işleri ve ince işçilik ise mükemmel.

Cami’yi üç tarafından taş duvarlarla çevreleyen geniş dış avlusunda, Darül-Sübyan, Darül-Kur'a ve Darül-Hadis yapıları bulunmakta. Bu yapıların bir bölümü ve medrese, Edirne Müzesi'nin çeşitli bölümlerini oluşturmakta.

Cami terasının altında yer alan Arasta (çarşı), III.Murat zamanında Selimiye'ye vakıf olarak yaptırılmış.

Ulu Camii (Eski Camii)

Manevi anlamda içinden çıkmak istemeyeceğiniz camiUlu Camii (Eski Camii)olacak. Fetret dönemi eseri, olağanüstü bir cami.

Osmanlı hat sanatının en güzel örnekleriyle süslenmişUlu Camii(Eski Camii), Edirne’de Osmanlı’dan kalan en eski eser olmasının yanında, kale duvarları dışında inşa edilen ilk Sultan Camisi. 1403'te Sultan I.Süleyman tarafından yapımına başlanmış, Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1414'te bitirilmiş erken Osmanlı dönemi Camisi. Bir külliye şeklinde inşa edilen Camii, Osmanlı dönemi Türk mimarisinin “Çok kubbeli ulu camiler” tipinin bir örneği. Camii dört fil paye üzerine oturtulmuş ve dokuz kubbe ile örtülmüş. Kubbeler içerisinde bir kubbenin üzeri açık. Kare planlı Caminin Mimarı Konyalı Hacı Alâeddin. Camii farklı dönemlerde restore edilmiş. Değişik isimlerle anılan Camii, son olarak Ulu Camii olarak adlandırılırken, Üç Şerefeli Camii’nin yapımından sonra “Eski Camii” olarak isimlendirilmiş.

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Cami’nin hem iç mekanındaki hem de dış mekanındaki son derece özel yazılar 18.yy’dan 20 yy. kadar farklı zamanlarda yazılmış. Dış cephede Allah ve Muhammed yazmakta.

Cami’nin kuzey tarafında iki adet minaresi bulunuyor. Bunlardan tek şerefeli minare ilk orijinal minare. İki şerefeli olan minare ise iki yollu olup, Cami’ye sonradan ilave edilmiş.

Osmanlı Döneminde başlatılan Kılıçla Hutbe okuma geleneği asırlardır bu Cami’de devam ettirilmekte. Bunun farklı sebepleri bulunmakta birlikte en dikkat çekeni II.Ahmed ve III. Mustafa’nın bu Cami’de kılıç kuşanmaları.

Cami’de Kabe'den getirildiği rivayet edilen “Rükn-ü Yemani Taşı-Kabe Taşı” mihrabın sağ yan yüzüne monte edilmiş. Melamilik akımının son temsilcisi Hacı Bayram-ı Veli bu camide hutbe okumuş ve bir çok vaaz vermiş. Onun anısına duyulan saygı nedeniyle vaaz kürsüsü imamlarca kullanılmamakta.

Üç Şerefeli Camii

Üç Şerefeli Camii,1437-1447 seneleri arasında Sultan II. Murat tarafından yaptırılmış. Osmanlı’nın ilk kez çok kubbeli camiden tek kubbeli camiye geçiş örneği. Bu Camii, Osmanlı mimari tarihinin ilk büyük revaklı avlusuna sahip. Hiçbir camide bundan önce ne son cemaat yeri ne de böyle bir avlu varmış. Caminin Selçuklu mimarisi izlerini taşıyan muhteşem “Taç Kapısı” neredeyse Camii kadar ün yapmış.

Yapı, bir yenilik olarak, enine dikdörtgen planlı. Cami'ye girer girmez ana kubbenin altına geliniyor. Kubbelerdeki orijinal kalem işleri Osmanlı Camilerinde görülen en eski örneklerden.

Mihrabın iki yanında, caminin denge durumunu kontrol için iki silindir bulunuyor. Bunlar ayar terazileri ve dönüyor oluşları caminin dengede olduğunun gösteriyor.

Caminin dört minaresinin biri üç, biri iki, ikisi birer şerefeli olup; baklavalı, şişhaneli, çubuklu ve burmalı motif üsluplarıyla bezenmiş. Baklavalı minare Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış. Kuzeybatıdaki tek şerefeli olan minare 1610 yılında Sultan I.Ahmet tarafından; Burmalı minare ise Sultan II.Mustafa tarafından yaptırılmış. Caminin ilk ve asıl minaresi Üç Şerefeli olan.

Üç Şerefeli'nin bir başka özelliği; camisiyle birlikte kesme taş kullanılarak yapılan ilk minare oluşu.

Selimiye Arasta Çarşısı

III. Murat zamanında Selimiye Cami’ne gelir sağlamak için Mimar Davut Ağa'ya yaptırılmış. 256 m. uzunluğunda, 73 kemerli ve içerisinde 124 dükkân bulunmakta. Evliya Çelebi, burayı Kavaflar Çarşısı  (“ayakkabı satan esnaf”) olarak yazmış. Dükkan sahipleri Arasta’nın ortasındaki “Dua Kubbesi” olarak bilinen kubbenin  altında her sabah toplanıp, doğru iş yapacaklarına dair  dua ve yemin ederlermiş. Arasta, günümüzde ise turistik eşya satan dükkanların bulunduğu bir alışveriş noktası.

Bedesten

1417-1418 tarihleri arasında, Eski Cami'ye gelir temin etmek için, Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Dikdörtgen biçiminde 14 kubbeli bir yapı. İçerisinde 54 dükkan bulunuyor.

Her kubbede bir adet pencere var ve iç mekan bunlarla aydınlatılıyor. Çatısı kurşunla kaplı.

Evliya Çelebi, Bedesten’de çok değerli mücevherler satan dükkanlar olduğunu; çarşıyı 60 gece bekçisinin beklediğini yazmış.

Günümüzde de turistik ve yöresel ürünlerin satıldığı bir kapalı çarşı olarak hizmet vermekte.

Edirne Büyük Sinagogu

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

1905 yılındaki büyük yangında Edirne’de bulunan 13 ayrı Sinagog’un yıkılması üzerine II. Abdülhamit’in fermanıyla 1907 yılında Büyük Edirne Sinagog’u inşa edilmiş. Edirne’deki Yahudi cemaatin şehirden ayrılması üzerine kaderine terk edilen Sinagog, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek ibadete açılmış.

Makedonya Kulesi-Edirne Saat Kulesi

Roma İmparatoru Hadrianus tarafından kurulan Hadrianopolis’i çevreleyen surların dört köşesindeki kulelerden günümüze ulaşan tek yapı, Makedonya Kulesi.

  1. Abdülhamid emriyle, Edirne valisi İzzet Paşa tarafından bu kule üzerine ahşap olarak bir Saat Kulesi inşa edilmiş. 1953 Edirne depreminde ağır hasar gören Saat Kulesi, Teknik Üniversite’den alınan raporla, civarındaki camilerin siluetini bozduğu gerekçesiyle yıkılmış.

Kule çevresinde yapılan kazılarda Roma dönemi eserlerine rastlanmış.

Rüstem Paşa Kervansarayı

Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan görkemli kervansaray şehrin merkezinde avlulu bir han. Dikdörtgen avlunun çevresinde iki kat halinde odalar sıralanıyor. Katların avluya bakan yüzleri revaklı, uzun kenarlarda da yukarıya çıkan merdivenler var. Restore edilen Kervansaray günümüzde otel olarak kullanılmakta.

Edirne Tabyaları

Edirne tabyaları, Osmanlı-Rus ve Balkan Savaşları sırasında Edirne’nin savunulması amacıyla yapılmış. Bu tabyalar arasında en görkemlisi olan Hıdırlık Tabyası, Balkan Savaşı’nda açlık ve yoksulluk içinde Edirne’yi kahramanca savunan Şükrü Paşa tarafından karargah olarak kullanmış. Kentin en yüksek yerinde bulunan Kıyık Tabyası ise günümüzdeBalkan Savaşı Müzesi’ne dönüştürülmüş. Buradaki bütün tabyalar onarılmış ve ziyarete açılmış.  Şükrü Paşa adına buraya bir anıt inşa edilmiş ve Şükrü Paşa’nın naaşı bu anıt mezara nakledilmiş.

Edirne Belediye Başkanlığı Binası

Dönemin Edirne Belediye Başkanı Dilaver Bey tarafından yaptırılan, 1898 yılında inşasına başlanılan ve 1900 yılında tamamlanan, Edirne Belediye Başkanlığı Binası şehrin merkezinde, üç büyük camii üçgeninde yer almakta. Paris Belediye’sinin küçültülmüş modeli olduğu söylenen, üç katlı pembe bina, Edirne’yi ziyaret ettiğinde Atatürk’ün de misafir edildiği yer. Konakladığı oda aynen korunmuş ve Atatürk Odası olarak ziyaretçilere açık.

Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi- Dârüşşifa(Hastane)

Sultan II. Bayezid, 1484 yılında Edirne’ye geldiğinde kendisine şehrin bir dârüşşifa’ya ihtiyacı olduğu söylenince, kendi adıyla, içinde dârüşşifa da bulunan bir külliye yaptırmaya karar verir. Külliye için Tunca nehri kenarında bir yer seçilir. Caminin taç kapısının üzerindeki kitabeden külliyenin 1488 yılında tamamlandığı anlaşılmakta. 22.000 metrekarelik geniş bir alana kurulmuş olan külliyenin, Mimar Hayreddin tarafından inşa edilmiş olduğu kabul edilirse de Mimar Yakub Şah bin Sultan Şah ile Mimar Kemaleddin isimleri de geçmekte.

Külliyede; cami, misafirhane, medrese, dârüşşifa, imaret, erzak depoları ile avlu dışında kalan hamam ve köprü bulunmakta. Köprü külliyeyi şehre bağlamak amacıyla yapılmış. Külliyenin Çifte Hamam adıyla anılan, günümüzde mevcut olmayan, kadınlara ve erkeklere mahsus hamamı haftanın belli günlerinde külliye çalışanları ile hastalara hizmet verirmiş. Diğer günlerde ise halka açıkmış.

Tıp Medresesi:

Külliyenin en önemli bölümlerinden biri de, on sekiz öğrenci odası, kütüphane  ve bir dershaneden oluşan, Tıp Medresesi.

Dârüşşifa’nın birbirine bağlı iki avlu ve şifahane olmak üzere üç bölümü var. İlk avlunun sağında sıra halinde yer alan odalarda hekimler ve cerrahlar hastaları muayene ederlerken, bazı odalarda ise akıl hastaları tecrit edilirmiş. Avlunun sol  tarafında ise çamaşırhane, kiler ve mutfak bulunmakta. Mutfakta hasta yemekleri pişirilir, çalışanlar ise yemeklerini imarette yerlermiş.

Osmanlı dârüşşifaları kare veya dikdörtgen avlulu medrese planında yapılırken, ilk defa burada altıgen planlanmış yeni bir hastane mimarisi ortaya konmuş. Mükemmel akustiği ve havalandırma feneri de hastane mimarisinde dikkat çeken uygulamalar.

Dârüşşifalar’da hem hasta tedavi edilir hem de hekim yetiştirilirmiş. Hekimler evsiz, barksız, yoksul hastaları tedavi ederler ayrıca haftada iki gün yoksul hastalara ilaç dağıtılırmış.

Şifahane bölümünde yüksek bir kubbeyle örtülü havuzlu mermer döşeli bir salonun çevresinde ocaklı altı adet kış odası ve beş adet yaz odası (sofa) bulunmakta. Sofalardan biri müzikle tedaviye ayrılmış. Ortadaki büyük kubbenin tepesindeki fener, hem iç mekanı aydınlatıp ferahlık vermek hem de havayı ve pis kokuları dışarı atmak amacıyla yapılmış. Bu bölümün akustiği de çok iyi ayarlanmış.

Bimarhane:

1866 yılında Edirne’de yeni bir hastane açılınca Dârüşşifa binası akıl hastalarına tahsis edilmiş ve Edirne Bimarhanesi ismini almış. 1910 yılında fıskiyeli havuzun üzerine soba kurulmuş, hasta yatakları sobanın etrafına yerleştirilmiş. Çevresine zarar veren tehlikeli akıl hastaları kapalı odalarda tutulmaktaymış. 1915’te Dr. Mazhar Osman’ın girişimiyle akıl hastaları Kıyık’taki Fransız Hastanesine sevk edilmiş. Böylece 427 senelik bir hastane kapatılmış.

O dönemde dünyada akıl hastaları zincirlere vurularak ahırlara hapsedilirken, Osmanlı, akıl hastalarını su ve müzik sesiyle tedavi etmekteymiş.  Edirne Bimarhanesi’nde, güzel kokunun ruha ferahlık verdiği düşünüldüğünden sabah akşam tütsüler yakılır, baharda bahçeden toplanan güzel kokulu çiçekler hastalara verilirmiş.

Evliya Çelebi’ye göre, Dârüşşifa’daki akıl hastaları kışın ateşler yakılarak ısıtılmış odalarda yumuşak döşekler ve yorganlarla ipek yuvarlak yastıklarda dinlenirdi. Bazı odalarda ise delilik mevsimi olan, ilkbaharda aşka düşmüş sevdalı aşıklar çoğalırdı. Kimileri havuz ve şadırvanlara bakar kimileri ise çiçek bahçesinde kuşları dinlerdi.

Misafirhanelerde ise dârüşşifada tedavi gördükten sonra nekahet döneminde olan hastalar ağırlanırmış.

Külliyenin masrafları, II. Bayezid’in vakfettiği mülklerin geliri ile karşılanmaktaymış.*

Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Ȃmire)

Edirne’de Osmanlı Döneminde inşa edilmiş iki önemli saray Eski Saray (Saray-ı Atik) ile Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Ȃmire) dışında devlet ileri gelenlerince bir çok köşk ve kasırlar yaptırılmış olmasına rağmen hiç biri günümüze ulaşamamış. Yeni Saray Edirne’nin Saray İçi olarak adlandırılan bölgesinde Tunca nehrinin batısındaki alanda, II. Murad saltanatının son yıllarında 1450 yılında inşa edilmeye başlanmış ve ileri dönemlerde yapılan ilave ve onarımlarla büyük bir kompleks haline gelmiş. Pek çok yapısı Fatih Sultan Mehmed zamanında inşa edilen ve yüz civarında yapıyı barındıran bu saray oldukça geniş bir alana yayılmaktaymış. Saray, Osmanlı-Rus ve Balkan savaşlarında önemli ölçüde tahrip olmuş.  Son yıllarda restorasyon ve onarım çalışmaları başlatılmış.

Kırkpınar Yağlı Güreşleri

Kırkpınar Yağlı Güreş geleneği, Balkan Harbinde kaybedilen ve bu gün Yunanistan sınırları içinde kalan topraklarda, Samona köyü civarında başlamış. Bu geleneği devam ettirebilmek için Edirne’deki Saray içi mevkii Kırkpınar alanı olarak düzenlenmiş ve  Cumhuriyetin ilanından sonra  burada yapılmaya devam edilmiş.  Adalı Halil, 27 yıl üst üste baş pehlivanlığı kimselere bırakmamış Kel Aliço, Koca Yusuf, Kurtdereli Mehmet gibi muazzam pehlivanların heykelleri burada bulunmakta.

İletişimin günümüzdeki kadar kolay olmadığı dönemlerde, Kırkpınar ağası tarafından, Kırkpınar’a davet edilecek pehlivanlar, devlet erkanı, toplumun önde gidenlerine kırmızı dipli mumlar gönderilirmiş. “Kırmızı Dipli Mum” ile Kırkpınar’a davet geleneği günümüzde halen sürdürülmekte.

Kırkpınar güreşlerinin belediye tarafından düzenlemeye başlanmasından sonra Kırkpınar Ağa’lığı sembolik bir unvan haline gelmiş. Ağa’lık için yapılan ihaleye en yüksek meblağı ödeyen T.C vatandaşı, Ağa olarak ilan edilmekte.

Kakava Hidrellez Şenlikleri

 Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Baharın habercisi olarak kabul edilen Hıdrellez ve Kakava Şenlikleri, her yılın 5-6 Mayıs tarihlerinde Edirne’de düzenlenmekte. Hızır ve İlyas Peygamberlerin bir gül ağacının dibinde buluştukları inancı Hıdrellez’in, Romanlardaki yansıması Kakava, Roman vatandaşları için önemli günlerden biri olarak kutlanmakta.

Şenlikler, 5 Mayıs günü Kırkpınar Güreşleri’nin de düzenlendiği Sarayiçi mevkiinde büyük Kakava Ateşi’nin yakılması ve pilav ikramıyla başlıyor. Şenlik meydanında kurulan sahnede müzik ve dans gösterileri sahneleniyor. Her türlü dileğin kabul edileceğine inanılan Hıdrellez gecesinde, gül ağacına dilekler asılıyor ve ateş üzerinden atlama ritüeli gerçekleştiriliyor. 6 Mayıs sabahı ise saat 6.00’da Tunca Nehri kıyısında “Bahara Giriş” kutlaması ve gül ağacına asılmış olan hıdrellez dileklerinin nehre bırakılması ile şenlik sonlanıyor. Şenliklere Türkiye’nin her yanından geniş bir katılım gerçekleşmekte.

Edirne Lezzetleri

Edirne deyince akla gelen ilk lezzet, Trakya ovalarında yetiştirilmiş süt danasının ciğerinden yapılan yumuşacık Edirne tava ciğeri. Tavada yağda pişirilen ciğer; domates, soğan ve Karaacı isimli Karaağaç mahsulü kurutulmuş yeşilbiber ile servis ediliyor. Diğer bir lezzet ise Edirne’nin meşhur köftesi.  Edirne’nin genelde koyun sütünden yapılan beyaz peyniri de haklı bir üne sahip.  Tatlı olarak badem ezmesi ve kavala kurabiyesi mutlaka tadılmalı.

Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

Hediyelik olarak elde meyve şekli verilip boyanan, dekoratif amaçlı da kullanılan, meyve sabunlarından (misk sabunculuğu) ve Edirne’nin geleneklerinde önemli bir yeri olan aynalı süpürgelerden alınabilir. Evin kapısının dışına asılan bu aynalı süpürge o evde evlenilecek çağda kız olduğu anlamına gelmekte imiş.

 

YASEMİN YAŞA

*Bu bölümdeki bilgiler Sağlık Müzesi’nde sergilenen açıklamalardan alınmıştır.





Related news

  • Bayramda diyet depresyona neden olmasın
  • Sardalyayı yemeden önce bir kez daha düşünün
  • Tavuk Etli Salata Nasıl Yapılır
  • Çizgili-kolsuz-çocuk-jilesi
  • Çıtır Ankara simiti tarifi

  • Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne

    Osmanlı’nın Manevi Başkenti Edirne